Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

Kastamonu Entegre Global Ar-Ge ve İnovasyon Direktörü Dr. Hüseyin Güler. 

EKO TASARIM ŞİRKETLERİN MARKA İMAJINI GÜÇLENDİRİRKEN PAZARDA REKABET AVANTAJI SAĞLAYACAK

 

Ürünlerin yaşam döngüsü olur mu? İklimle uyumlanma kavramı yaşamımıza girdiği günden bu yana sürdürülebilirlik üzerine yapılan çalışmalar bu soruya “Evet” yanıtını veriyor. İnovasyon süreçleri, bu süreçlerin sürdürülebilirlik ve iklim teknolojisi odağında doğru yönetimi ve yeniden programlanması ise mecburi bir değişim olarak hayatımızda yer almayı sürdürüyor. Öğrenerek öğretme modelini benimseyen Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı da İklim Lab ve Eko Üretim Dönüşüm programlarının güçlerini birleştirmesiyle Türkiye’de türünün ilk örneği olacak yeni bir komünite yapılanması için çalışmalara başladı. Bu süreçte sektörde önemli deneyime sahip profesyonellerle iş birliği yapacak olan TTGV, iklim teknolojileri ile inovasyonu harmanlamış bir isimle, Kastamonu Entegre Global Ar-Ge ve İnovasyon Direktörü Dr. Hüseyin Güler ile de bir araya geliyor.

Dünya’daki ve Türkiye’deki eko tasırım süreçlerinin sadece estetik ya da işlevsellik kaygısıyla değil, enerji verimliliği, atık yönetimi, geri dönüşüm gibi temel çevresel atkenler göz önünde bulundurularak yürütülmesi gerektiğine dikkat çeken Güler, eko tasarıma yönelen şirketlerin marka imajlarını ve stratejik vizyonlarını güçlendirirken pazarda farklılaşmalarını ve rekabet avantajı yakalamalarını tetikleme potansiyeli içereceğini vurguluyor.

İnovasyon ve eko tasarım süreçlerinin buluşma noktasını ve geleceğini konuştuk.

 

 

İklim krizi yaşamlarımızın odağına girdiğinden bu yana sürdürülebilirlik kavramı ile yatıp kalkıyoruz. Öyle ki bunu sahte bir pazar haline getirenlerle de karşılışıyoruz. Biz işin doğru yönetim kısmına odaklanacak olursak sizin uzmanlık alanınız olan inovasyon, iklim teknolojileriyle nasıl bir ilişki içinde?

İklim krizine yönelik teknolojik çözümler, bir anlamda yeni nesil inovasyonların en önemli uygulama alanlarından biri konumunda. Burada esas olan, sadece mevcut kaynakların verimli kullanımını sağlamak değil, aynı zamanda bu kaynakları farklı bir değer önerisine de dönüştürebilmektir. Geleneksel yönetim yaklaşımları, çoğu zaman ‘işin doğru yönetimi’ olarak adlandırılan, mevcut pazar dinamiklerine göre yol alır. Ancak, gerçek dönüşüm; mevcut çözümlerde terk edilmesi gereken noktaları bulup, daha çevreci çözümlere dayanan yenilikçi teknolojilerle ve bunların ticari başarılar elde etmesiyle mümkün.

Bu anlamda eski, karmaşık sistemlerin yerine, iklim teknolojileri odağında bireylerin ve kurumların gerçekten çözmeye değer gördükleri yenilikçi yaklaşımlar geliştirilmeli. Bu yaklaşımlar, yalnızca teknoloji üretmekle kalmamalı; aynı zamanda bu teknolojilerin nasıl yönetileceğini, çevreci yöntemlerle nasıl bütünleştirileceğini de içermeli. Bunu yapabilmek için farklı sektör ve paydaşlar arasındaki iş birliğini teşvik eden, esnek ve sürekli evrilen bir değer ağına ihtiyacımız var. Özellikle şirketlerin uyguladığı kurumiçi girişimcilik programlarında iklim teknolojileri dikeyinin oluşturulması, iklim teknolojileri ile ilgili iş modellerinin şirket bağlamında tartışılmasını sağlayacaktır. Haliyle pratiklere ihtiyaç var. TTGV 250K Fikir Kıymetlendirme Programı ve TÜSİAD SD2 Program bizlere gelecek uygulamalar için ilham verebilir.

Özetlemek gerekirse, iklim krizine karşı etkin mücadele, yalnızca teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda bu teknolojilerin nasıl yönetileceği ve nasıl çevreci kılanacağı konusundaki radikal bakış açıları ile mümkün olacak. Bu bir süreç en nihayetinde ve zihin dönüşümü de gerektiriyor.

 

 

Kastamonu Entegre Global Ar-Ge ve İnovasyon Direktörü olarak sürdürülebilirlik odaklı inovasyon ve geleneksel inovasyon anlayışı arasında nasıl farklar var?

Sürdürülebilirlik odaklı inovasyon, çevresel, sosyal ve ekonomik faktörleri entegre ederek uzun vadeli değer yaratmayı hedeflerken, geleneksel inovasyon daha çok pazar rekabeti, maliyet etkinliği ve ürün–hizmet performansını artırmaya odaklanıyor. Geleneksel inovasyon, pazar taleplerine yanıt verebilme üzerine kurgulanırken, teknik yeterlilik, maliyet-fayda analizi ve rekabet avantajı ön planda tutulur. Kastamonu Entegre’deki Ar-Ge ve İnovasyon odağımızda bu iki yaklaşım arasındaki farkları göz önünde bulundurarak, hem ticari başarıyı hem de sürdürülebilirlik ilkesine dayalı uzun vadeli stratejileri bir araya getiren bütüncül bir inovasyon yönetimi modelini uygulamaya odaklanıyoruz. Fosil bazlı tutkallar yerine biyobazlı tutkallarla geliştirmiş olduğumuz PureBoard isimli çözümümüz buna bir örnek. 2017 yılında teknoloji yol haritamıza girdi. Ancak hem ticari hem de sürdürülebilirlik yönünden değer yaratır hale gelmesi için yedi yıl emek vermemiz gerekti. Neticede bu bir Voltran’a dönüşme hikayesi, tek bir süperkahramandan ziyade, farklı fonksiyonlardan bir çok arkadaşımızın alın teri ile ve kolektif eforla inşa edilen bir başarı.

 

Çift elli organizasyon neden kıymetli

 

Yeni olanı ve yeni olana uyumlanmayı hedefine oturtan TTGV için çevikliğin yanı sıra geçmişten gelen tecrübelerle yoğurulan öncül olma vizyonu çok önemli. O nedenle organizasyon kabiliyetlerindeki gelişime çok önem veriyoruz. Siz de ısrarla inovasyonda çift elli organizasyonlara vurgu yapıyorsunuz. Bunu bize biraz daha açar mısınız? 

"Çift elli organizasyon" anlayışı, organizasyonel çevikliğin yanı sıra, geçmişin birikimlerini, deneyimlerini ve kurum kültürünü de sürekli yenilikle harmanlayarak, inovasyon süreçlerini daha sürdürülebilir ve etkili kılmayı hedefler. Bu yaklaşımda, organizasyonun bir kanadı sürekli değişen piyasa dinamiklerine, yeni teknolojilere ve trendlerine uyum sağlamak üzere çevik ve esnek yapıyı temsil ederken, diğer kanadı geçmişten gelen tecrübeleri, süreçlerdeki birikimi ve kurumsal dayanıklılığı koruyarak, temel değerleri ve stratejik vizyonu sürdürür. Böylece, inovasyon faaliyetlerinde hem radikal yeniliklerin peşinden gitmek hem de kurumsal mirası ve birikimi göz önüne almak mümkün hale gelir. TTGV gibi yeniliğe ve geleceğe uyum sağlamaya odaklı bir organizasyon için çift yönlü organizasyon yaklaşımı, hem değişime hızlı adapte olmayı, hem de köklü deneyimlerden beslenen sağlam temellere dayalı bir inovasyon stratejisini beraber yürütmeyi sağlayacaktır.

 

 

 

Entegre ve kolektif dönüşüm vurgusu

 

Neredeyse her konuşmanızda yaptığnız bir vurgu var, “Bizim tek bir süper kahramana değil Voltran’ı oluşturmaya ihtiyacımız var.” Türkiye’deki yeşil dönüşüm süreçlerini bu vurgunuzla oldukça paralel görüyorum. Tek tek değil bütüncül bir yaklaşım şart. Peki, Türk sanayisinin yeşil dönüşüm sürecinde neye ihtiyacı var?

Türkiye’de sanayide yeşil dönüşüm sürecinde politika ve stratejilerle beraber ana ihtiyaçlardan biri, bireysel “kahramanlar” yerine, farklı sektörlerden ve paydaşlardan gelen katkıların uyum içinde bir araya gelerek entegre ve kolektif bir dönüşüm oluşturmasıdır. “Voltran’ı oluşturmaya” yönelik bu yaklaşım, parça parça geliştirilen teknolojilerin, süreçlerin, bilgi birikimlerinin ve stratejik vizyonların uyum içinde çalışmasıyla mümkün hale gelecektir. Haliyle meselenin sosyal boyutları da önemli. Yani paydaşlar arası iş birliği, toplumun bilinçlendirilmesi ve dijital dönüşümün süreçlere entegre edilmesi, sürdürülebilir ve rekabetçi bir sanayi yapısının oluşturulmasına zemin hazırlayacak. Bu kapsamda, sanayide yeşil dönüşüm için insan gücü yetiştirme programlarına, ve çok ortaklı proje anlayışının geliştirilmesine ihtiyaç duyduğumuzu düşünüyorum.

 

Eko Tasarım = Yaşam Döngüsü

 

TTGV olarak yeni bir oluşum için harekete geçtik. TTGV Eko Tasarım Platformu, İklim Lab Komünite Programı ve Eko Üretim Dönüşüm Programını yatayda kesen ve programların somut etkisini artıracak bir platform olarak geliştiriliyor. Bu çerçevede öncelikle ekotasarım nedir ve günümüzde neden bu kadar önemli bir noktaya geldi?

Eko tasarım, ürünlerin, süreçlerin veya hizmetlerin tüm yaşam döngüsü boyunca çevresel etkilerini azaltmayı hedefleyen bir tasarım yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, sadece estetik veya işlevsellik değil, aynı zamanda malzeme seçimi, enerji verimliliği, atık yönetimi ve geri dönüşüm gibi çevresel unsurların da göz önünde bulundurulmasını gerektiriyor. Günümüzde iklim değişikliği, doğal kaynakların tükenmesi ve artan çevresel kaygılar nedeniyle ekotasarım, endüstriyel üretimde ve hizmet sektörlerinde kritik bir rol oynuyor. Bu sürecin ilkeleri, sistematik bir yaşam döngüsü analizi, sürdürülebilir malzeme ve enerji kullanımı, çevresel etki minimizasyonu ve döngüsel ekonomi yaklaşımları üzerine kurulu. Aynı zamanda dijital ürün pasaportu gibi araçları da gündemimize getiriyor. Ekotasarım ve inovasyonun buluşma noktası ise, yaratıcı çözümler üretirken çevresel ve sosyal faydayı da değer üretmenin bir unsuru haline getiren, geleceğe dönük stratejiler ve pratikler geliştirmede yatmaktadır. TTGV’nin bu adımıyla, ekotasarım ve inovasyonun sinerjisinden doğacak somut etkiler ile yeni perspektifler ve uygulama pratikleri oluşturulacağını düşünüyorum.

 

 

Eko tasarım ilkelerini benimseyen yapılar, şirketler inovasyon süreçlerinde ne tür kazanımlar elde eder? Eko tasarım alanında örnek gösterilebilecek başarılı projeler var mı? Başarıyı nasıl ölçümlemek gerekir?

Eko tasarım ilkelerini benimseyen yapılar, her şeyden önce inovasyon süreçlerinde çevresel duyarlılık ve ekonomik verimlilik arasında sağlam bir köprü kuruyorlar. Bu durum, maliyet avantajı, marka imajının güçlenmesi ve regülasyonlara uyum gibi kazanımlarla birlikte, sürdürülebilir rekabet avantajı elde edilmesinin yeni yolunu açıyor kanaatimce. Türkiye’de, özellikle otomotiv, beyaz eşya ve mobilya sektörlerinde faaliyet gösteren firmalar, ekotasarım prensiplerini uygulayarak çevre dostu üretim tekniklerine geçiş yapmada  ve bunu rekabet gücüne yansıtmada avantaj elde edeceklerini düşünüyorum. Çünkü IKEA gibi global şirketlerin ekotasarım odaklı projeleri, döngüsel ekonomi ve çevresel sürdürülebilirlik alanında fark yarattıklarını ve öncü olduklarını görüyoruz. Biz Kastamonu Entegre olarak aktif yer aldığımız 11 Horizon Europe projesinde ekotasarıma ilişkin küçük de olsa pratikler inşa ediyoruz. Haliyle Ar-Ge Merkezimizdeki odaklarımızdan biri de bu başlık açıkçası. Başarıyı ölçümlemek için, ürünlerin yaşam döngüsü analizleri, karbon ayak izi, enerji tüketimi, ve malzeme verimliliği gibi kriterler kullanarak, hem çevresel hem de ekonomik performansın düzenli ve karşılaştırılabilir verilerle değerlendirileceğini düşünüyorum. Ancak bu konularda bütüncül çalışmalara ihtiyaç olduğu da ortada. O sebeple TTGV’nin adımını anlamlı buluyorum.

 

Rekabet avantajı, güçlü marka imajı

 

Eko tasarım uygulamalarını benimseyen girişimler veya şirketler pazarda nasıl bir rekabet avantajı sağlıyor?

Eko tasarım uygulamalarını benimseyen girişimler ya da şirketler, çevresel ve ekonomik sürdürülebilirliği bir araya getirerek bu konuya duyarlı müşteriler nezdinde pazarda, henüz niş bile olsa, belirgin bir rekabet avantajı elde ediyor. Talepler butik gibi görünse de 2030’lara doğru artacağını düşünüyorum. Zaman içinde bu yaklaşım, üretim süreçlerinde, malzeme kullanımında ve enerji tüketiminde maliyet etkinliği sağlayacak noktaya gelecek. Şunu da not etmek yerinde olur, çevre dostu ürün ve hizmetler sunmak, tüketicilerin artan çevresel duyarlılığına hitap ederek marka imajını güçlendiriyor. Eko tasarım, ürünlerin yaşam döngüsünün tüm aşamalarında çevresel etkiyi minimize etmeye odaklandığından, uluslararası standartlara ve regülasyonlara uyum sağlamada da önemli bir yer tutacak. Bu bütüncül yaklaşım, firmaların inovasyon yeteneklerini ve uzun vadeli stratejik vizyonlarını destekleyerek pazarda farklılaşmalarını ve rekabet avantajı yakalamalarını tetikleme potansiyeli içeriyor. Dolayısıyla Türk şirketleri olarak AB’nin ekotasarım mevzuatını anlamaya ve uyumlanmaya ihtiyacımız var.

 

Eko tasarım odaklı inovasyonun önümüzdeki 10 yıl içinde nasıl bir dönüşüm geçireceğini öngörüyorsunuz?

Önümüzdeki 10 yıl içinde ekotasarım odaklı inovasyonun daha geniş kapsamlı, entegre ve teknolojik dönüşümlerin yön verdiği bir yapıya evrilmesi muhtemeldir. Bana göre bu aynı zamanda yeni nesil inovasyon anlayışını da temsil ediyor. Yapay zeka, dijitalleşme, veri analitiği ve nesnelerin interneti gibi teknolojilerin etkisiyle, ürün ve hizmetlerin tasarımında çevresel etkilerin daha hassas ve gerçek zamanlı ölçülebildiği, izlenebildiği bir ekosistem oluşacak. Bu süreçte, döngüsel ekonomi prensiplerinin, sürdürülebilir malzeme kullanımının ve enerji verimliliğinin tasarım süreçlerine entegre edilmesi, hem üretim maliyetlerini düşürmeye hem de çevresel ayak izini minimize etmeye yönelik stratejik bir dönüşümü tetikleyecek. Ayrıca, artan tüketici bilinci ve regülasyonların da etkisiyle, şirketler inovasyon süreçlerini daha şeffaf, ölçülebilir ve paydaş odaklı hale getirecek; bu durum da markaların rekabet avantajını artıracak. Eko tasarım, artık sadece ürünün çevresel performansını artıran bir yöntem olmaktan çıkarak, işletmelerin stratejik vizyonunun ve uzun vadeli sürdürülebilir büyüme hedeflerinin ayrılmaz bir parçası haline gelecek.

 

Sürdürülebilir ürün ve hizmet geliştirmek isteyen girişimcilere veya Ar-Ge ekiplerine ne gibi önerileriniz olur?

Sürdürülebilir ürün ve hizmet geliştirmek isteyen girişimcilere önerim, ürünün ya da hizmetin tüm yaşam döngüsünü dikkate alan sistematik bir yaklaşım benimsemeleridir. Tasarım sürecinin ilk aşamasından itibaren çevresel, sosyal ve ekonomik etkenlerin entegrasyonu, geri dönüşüm, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi prensiplerinin aktif olarak kullanılması büyük önem taşıyor. Ürün geliştirme aşamasında, veri odaklı ve kullanıcı ihtiyaçlarına duyarlı karar verme mekanizmalarını devreye sokarak iteratif test süreçleri uygulanmalıdır. Küçük ve varsayımlarımızı test ede ede yol almak önemli. Büyük ve iddialı başlangıçlar, maalesef büyük çöküşleri de getiriyor. Özellikle Yalın Yeni Girişim yaklaşımında geçen İnşa Et-Ölç-Öğren yakkaşımını önemsiyorum. Zamanın ruhu içinde, ütopik değerlendirmelere girmekten çok, hızlı pratikler oluşturmak daha önemli. Bu süreçte, teknolojik gelişmeleri yakından takip etmek ve “2 büyük pizza ile doyabilecek” küçük ve çevik takımlar oluşturmak, inovasyonun sürdürülebilirlikle harmanlanmasında kritik rol oynuyor. Zamanı, odağı ve enerjiyi entkili kullanmaya ihtiyacımız var. Farklı disiplinlerden uzmanlarla iş birliği yapmak, hem yaratıcı çözümler üretilmesini sağlıyor, hem de proje başarısızlık risklerini minimize ediyor.  Bu kapsamda özellikle yeni bakış açıları ile tecrübenin doğru bir şekilde harmanlanması bizleri değer yaratan çözümlere taşıyor. Bunu başarabilenler, sadece çevre dostu değil aynı zamanda ekonomik olarak rekabetçi ve uzun vadeli sürdürülebilirliğe dayalı ürünler ve hizmetler geliştirmenin patikasını oluşturuyor. Ar-Ge Merkezimizde geliştirdiğimiz kahve atıklarını ileri dönüşümle levha üretimine taşıdığımız projemiz buna güzel bir örnek. Hem farklı birikimleri bir araya getirdik, hem de Wastespresso isimli startup ile işbirliği yaparak kısıtları da olabildiğince minimize ettik.

 

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.