Dr. Cankut Kaan BOLAT / TTGV Öncül Proje Programı – Program Uzmanı
TTGV, 1991 yılındaki kuruluşundan bu yana Türkiye’nin sanayi ve teknoloji alanında uluslararası rekabet gücünü artırmak, Türkiye’de üretilen teknoloji ve ürünleri gerçek dünya ile buluşturarak özel sektörün inovasyon yetkinliklerini geliştirmek misyonlarını temeline alarak hareket ediyor. Bu alanda ürettiği arz ve talep yönlü programlarla sistemdeki yapısal eksiklikleri tespit eden, bu eksikliklerin analiziyle birlikte ortaya koyduğu programları butik yaklaşımlarla geliştiren Vakıf, odağını iklim teknolojilerine çevirdiği 2023 yılından beri özellikle iklim alanında bilgi üretimi yapan birey ve kurumların ellerindeki bilgi birikimini ekonomik ve teknolojik değere çevirme konusunda Öncül Proje Erken Aşama Ekibi aracılığıyla ortaya yeni yaklaşımlar koymaya devam ediyor.
Öncül Proje Erken Aşama Ekibi, TTGV’nin geçmişten gelen bilgi birikimi ve yaklaşımla oluşturdukları iki girişim geliştirme programı olan Tohum ve Demo programları ile iklim teknolojileri alanında çalışan girişimlere ve girişimci adaylarına maddi desteklerin yanı sıra müşteri bulma, teknoloji olgunlaştırma, pazara erişim gibi konularda somut dokunuşlar yaparken FLUX ve REACT gibi programlarla hem derin teknoloji sahiplerinin bilgi birikimlerini ekonomik değere çevirmesine önayak oluyor hem de derin teknoloji yatırımları ve dönüştürücü teknolojiler üzerine dünyadaki güncel gelişmelerin ülkemize aktarılmasına ve deneyim paylaşımı yapılmasına ortam sağlıyor. Öncül Proje Erken Aşama Ekibi’nin ana faaliyetleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
Tohum Programı: Teknoloji Hazırlık Seviyesi (Technology Readiness Level, TRL) 3-4 düzeyinde olan teknoloji sahiplerini tespit etmek, ihtiyaçlarını anlamak ve bu ihtiyaçlara yönelik terzi işi çözümler geliştirmek. Programa kabul alan kişi yahut kurumların bir yıllık bir sürede 50 bin ABD Doları bütçeyle ellerindeki teknolojiyi hangi ürün veya hizmete çevirerek ekonomik değer yaratacağı, bu alanda fikri haklarla ilgili nasıl bir yol haritası çizeceği, eldeki teknolojinin nasıl kıymetleneceği gibi konulara odaklanan programda şirketleşmiş olma şartı aranmıyor.
Demo Programı: TRL 5-7 düzeyine gelmiş, ürünleşmiş veya ürünleşmenin son aşamalarına gelmiş girişimleri tespit etmek, ihtiyaçlarını anlamak ve bu ihtiyaçlara yönelik özel çözümler geliştirmek. Tohum Programı’ndan farklı olarak girişimleşmiş olma şartı arayan programda vakıf, girişimlerin pazara erişim, ticarileşme, ilk satış, strateji ve iş geliştirme gibi ihtiyaçlarına bir yıl süre ve 50 bin ABD Doları bütçeyle rehberlik ediyor.
FLUX Teknoloji Yönlendirme Programı: TTGV’nin odak alanlarında çalışan ve TRL 1-2 düzeyinde teknolojilerle ilgili bilgi birikimi olan akademisyenler ve akademisyen adayları için tasarlanmış bu programın amacı, katılımcıların iklim teknolojileriyle ilgili iş modelleri, ticarileşme, eldeki teknolojinin pazarda etki potansiyeli, finansman ve gelir modelleri gibi konularda hem teorik hem uygulamalı eğitimler alarak kariyer yollarında değerlendirebilecekleri fırsatlar yaratabilmelerini sağlamak.
REACT Etkinlik Serisi: Alanında dünyada öncü olan profesyonelleri ve üst düzey yöneticileri yılda bir kere bir araya getirerek deneyim paylaşımı, politika analizi, sorun ve ihtiyaç tespiti ile bu tespitlere yönelik öneriler geliştirme alanı yaratan etkinlik serisinin temeline aldığı konu dönüştürücü teknolojiler. Dönüştürücü teknolojileri sistem inovasyonu (Systems Innovation) çerçevesinden ele alan etkinlik serisinde bu alanlarda dünyada öne çıkan uygulamalarda yer alan profesyoneller ile Türkiye’de bu alanda çalışan üst düzey yöneticiler bir araya getirilerek uluslararası etkileşim sağlanıyor.
Tüm bu uygulamalar göz önüne alındığında, TTGV Öncül Proje Erken Aşama Ekibi aslında dönüştürücü teknolojileri (2023 yılından itibaren ise iklim teknolojilerini) odağına alarak, aslında aşağıda Şekil 1’de gösterilmiş olan dört ana alanda aktivitelerini yürütüyor:

Ekip olarak sahada şimdiye kadar yaptığımız somut tespitler ise şu şekilde özetlenebilir:
Teknoloji sahipleri, teknolojilerini pazarın spesifik ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirmiyor: Bugün iklim teknolojileri alanında bilgi üretimi yapan, bilgi birikimi olan kişilerin neredeyse tamamı akademik profile sahip insanlar olarak göze çarpıyor. Bu kişilerin öncelikleri pazara satılabilir bir ürün yapmak değil, akademik çalışma alanlarında bilgi ve teknoloji üretmek. Bu da üretilen bilgi ve teknolojilerin pazar dinamiklerinden kopuk olmasına neden oluyor, teknoloji sahiplerinin girişimci profilinden uzak yetkinliklere sahip olmaları ise pazarla ürünün uyumunu zorlaştırıyor.
Geliştirilen teknolojiler çoğunlukla altyapı yatırımı ihtiyacı duyuyor: Derin teknolojiler doğaları gereği geri dönüşü uzun olabilecek yatırımlar gerektiriyor. Günümüzde “Dönüştürücü Teknolojiler” başlığı altında akla ilk gelen teknolojiler yapay zeka ve yazılım tabanlı, çoğunlukla hizmet amaçlı üretilen yazılımlara dayalı (Software as a Service, SaaS) işler oluyor. Oysa iklim teknolojileri, doğaları gereği sektörleri ve altyapıları değiştirmesi gereken, dolayısıyla dijitalleşme kadar donanım tarafı da olması gereken teknolojiler. Bu da çoğunlukla sistemlerde pahalı değişiklikleri, büyük altyapı yatırımlarını beraberinde getiriyor; uzun zamandır görece hızlı geri dönüşlere ve düşük maliyetli altyapı yatırımlarına alışkın olan risk sermayesi kültürü ise buna adapte olmakta güçlük çekiyor.
Sanayi tarafı, konu iklim olduğunda risk alma konusunda daha çekingen: Dünyadaki güncel gelişmeler dolayısıyla sanayinin her alında nakit para sıkıntısı çekilmesi, farklı ticaret bölgelerindeki ülkelerin koyduğu ticari yaptırımlar ve sürekli yenilenen gümrük vergileriyle karlılıkları halihazırda azalan sanayi firmaları, bir de üzerine tipik girişimci profilinde olmayan teknoloji sahiplerinin getirdiği büyük altyapı maliyetlerini karşılama konusuna oldukça şüpheli yaklaşıyor. Bu şüphelere bir de iklim teknolojilerinin dinamik olarak yenilenmesi, bu alanlarda sürekli olarak yeni alternatiflerin ortaya çıkması eklendiğinde sanayiciler fırsat kaçırma maliyetini de göz önünde bulundurarak bu teknolojilere yatırım yapma konusunda fazlasıyla çekingen hale geliyor.
Piyasanın yatırım öncelikleri dinamik olarak değişiyor: 1980’li yıllardan itibaren güncel tartışmalarda ağırlığı artan, 2000’li yıllarda üzerine yoğunlaşılan ve 2010’lu yıllardan sonra aşamalı olarak herkesin gündemine giren iklim teknolojilerine 2020-2023 yılları arasında ayırılan bütçeler rekor rakamlara ulaşmışken 2024 yılı itibariyle ülkeler ve kurumlar bu konulardan uzaklaşmaya başlamış durumda. Yukarıda bahsedilen yapısal sorunların görülmesi ve kabul edilmesine ek olarak yapay zeka gelişmelerindeki patlamalar, küreselleşme trendinin değişerek ülkeler arası ticari savaşların yarattığı gerginliklerle birleşince ülkeler ve kurumların yatırım önceliklerinin iklim odağından yapay zeka ve savunma ile ilgili teknolojilere kaymasına sebep oluyor. Tüm bunların sonucu olarak da iklim teknolojilerine ayırılan bütçelerin daha da kısılması, kaynakların öncelikli olarak başka alanlara ayırılmaya devam etmesi bekleniyor.
Öncül Proje Erken Aşama Ekibi olarak 2023 yılından beri sahada yaptığımız bu tespitlerle hem var olan uygulamalarımızı güncellemeye hem de yeni programlar geliştirmeye devam ediyoruz. Tam da bu kapsamda, bu tespitleri güncel bilgi birkimimizi kullanarak bir sebep sonuç ilişkisiyle analiz ettiğimizde, iklim teknolojilerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasındaki temel engellerden birinin “Kavram Kanıtı” (Proof of Concept, PoC) engeli olduğu çıktısına ulaşmış bulunmaktayız. Kavram kanıtı, kısaca bir teknolojinin sanayi isterlerine uygun olarak üretilmesi ve test edilmesi süreci olarak tanımlanabilir. Dönüştürücü teknolojilerin bir kısmı için kavram kanıtı yapmak görece az maliyetli ve hızlı olabiliyorken, iklim teknolojileri özelinde bu çalışmalar ne yazık ki yukarıda açıklanan sebepler dolayısıyla hem oldukça pahalı hem de beklenenden uzun süreçler olabiliyor. Tam da bu yüzden teknoloji sahipleri, bir şekilde “Teknoloji Ölüm Vadisi” ve “Ticarileşme Ölüm Vadisi” (bkz. İklim Teknolojileri Bülteni, Sayı 3) gibi tükenme noktalarında yok olmasalar dahi ellerindeki teknolojinin kavram kanıtını yapma noktasında tıkanıyorlar ve yok olmaya mahkum oluyorlar.
TTGV Öncül Proje Erken Aşama Ekibi olarak sahada bilfiil yaptığımız çalışmalar sonucunda iklim teknolojileri sahiplerinin PoC ihtiyaçları için ortaya çıkacak maddi ihtiyaçlar olduğunu, bu ihtiyaçların yüksek maliyetlerle karşılanabilecek ve altyapı yatırımlarına yahut değişimlerine yol açacak aktiviteler içerdiğini, sanayicilerin ve yatırımcıların ise bu yüksek maliyetleri karşılayacak bütçe yaratmakta zorlandığını, dolayısıyla bu maliyetleri yüksek risk olarak gördüğünü tespit etmiş durumdayız. Öte yandan dikkat çekilmesi gereken bir başka konu ise stratejik açıdan bakıldığında nasıl savunmaya yatırım yapmak bir “Milli Güvenlik” önceliği, yapay zekaya yatırım yapmak bir “Bilgi Güvenliği” önceliği ise TTGV perspektifinden bakıldığında iklim teknolojilerine yatırım yapmanın da hem “Enerji Güvenliği” hem de “Gıda Güvenliği” başta olmak üzere bir “Güvenlik” önceliği olduğudur. Ekip olarak sahada devam edeceğimiz çalışmalarda, PoC süreçlerine yönelik bu eksiğin tespiti ve bu eksiğe yönelik butik yaklaşımlarla girişimlerin, teknoloji sahiplerinin, araştırma merkezlerinin, enstitülerin ve elbette sanayi tarafı ile yatırımcıların bu alandaki tıkanıklıklarının giderilmesi için çözümler üretmeye çalışacağız. TTGV Öncül Proje Erken Aşama Ekibi olarak “Dönüştürücü Teknolojiler” kapsamında yaptığımız ve Şekil 1’de gösterilen “Yönlendirme”, “Kıymetlendirme”, “Pazara Çıkış” ve “Sistem İnovasyonu” alanlarına ek olarak “Validasyon” çalışmalarını da ekleyeceğiz. Ana hedefimiz ise hep olduğu gibi, Türkiye’nin özel sektörde ve inovasyonda uluslararası rekabetçiliğini artırmak amacıyla, tüm paydaşlarımızla beraber sahadaki eksiklikleri anlamaya ve bu eksikliklere yönelik modeller geliştirmeye devam etmek olacak.
