SEMİ HAKİM
TTGV İklim Öncüsü
Kök Projekt & Kök Ventures Kurucu Ortağı
İklim krizi ile mecburi bir dönüşüme girdik. Bunu herkes yaşamına adapte ederken TTGV olarak sizi çalışma alanınız ve alana sunduğunuz değer sonucunda “İklim Öncüsü” seçtik. Peki, sizin iklim öncüsü olmadaki motivasyonunuz neydi? Bugün baktığımızda iklim krizi, sadece çevresel değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir kriz. Eğer bu alanlarda yenilikçi, uygulanabilir ve ölçeklenebilir çözümler geliştirmezsek, gelecek nesillere sürdürülebilir bir yaşam alanları bırakamayabiliriz. Bu noktada İklim Öncüsü olarak seçilmekten gerçekten mutluluk duyuyorum. Bu çalışmada benim motivasyonum, bu sorunları sadece konuşmak değil, süreçte birlikte çözümler geliştirmek ve yol haritaları hazırlamak diyebilirim. Baktığımızda Kök Projekt olarak dünyada birçok farklı ülkelerden ekosistemlerini birbirine bağlamamızın nedenlerinden biri de bu, çünkü bir bölgede geliştirilen bir çözüm, başka bölgelerde de uzun vaadeli etkiler sağlayabilir. Bu sebeple bu çalışmada, Türkiye’de geliştirilen çözümlerin ön plana çıkması ile gıda dikeyinde ihtiyaç olan teknolojilere odaklanmak ve dönüşümün bir parçası olmak en büyük hedeflerimden biri. Sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir beslenme modelleri geliştirmek, hem toplum sağlığı hem de iklim üzerindeki etkilerini azaltmamız için kritik bir önem teşkil ediyor. Bu noktada gıda israfını azaltan, daha düşük karbon ayak izine sahip üretim değer zinciri geliştirilmesine ihtiyaç bulunuyor. Burada hem sürdürülebilir gıda üretim planlaması hem de gıda atığının azaltılması ön plana çıkıyor.
Gıdada Üç Kritik Başlık
Türkiye ve dünyada iklim krizi, iklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik önemli bir odak. Peki, bu alanda hangi konularda aktif çalışmalara ihtiyaç var? Neden?
İklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik alanında gıda sektörü noktasında temelde üç kritik başlık öne çıkıyor diyebilirim. Öncelikle beslenme konusunun iklim değişikliğinin etkileri ile artık daha fazla göz önüne çıktığını söyleyebiliriz. Sağlıklı, dengeli ve sürdürülebilir beslenme modelleri geliştirmek, hem toplum sağlığı hem de iklim üzerindeki etkilerini azaltmamız için kritik bir önem teşkil ediyor. Bu noktada gıda israfını azaltan, daha düşük karbon ayak izine sahip üretim değer zinciri geliştirilmesine ihtiyaç bulunuyor. Burada hem sürdürülebilir gıda üretim planlaması hem de gıda atığının azaltılması ön plana çıkıyor. İkinci noktada gıda tedarik zincirilerinde takip ve gıda güvenliğini etkileyen lojistik çözümler önem taşıyor. Bu noktada topraktan sofraya kadar gıdanın izlenebilirliğini arttırması, hem gıda kaybının engellenmesinde hem de bu süreçte harcanan enerji ve suyun optimum düzeyde tüketilmesine olanak sağlamasına ihtiyacımız bulunuyor.
Bu noktada veri temelli çözümlerin önemi ön plana çıkıyor. Son olarak uzunca bir süredir gündemde bulunan, ancak an itibariyle sadece bu teknolojik dönüşüm sürecinin başında bulunduğumuz alternatif protein konusunu paylaşabilirim. Bu noktada uzun zamandır konuşulan bitki bazlı protein çözümleri ile birlikte, hücresel tarım, fermantasyon odaklı protein üretimi ve gıda atığından protein üretme odaklı çalışmaların, protein ekosisteminde daha fazla yer bulacağına ve protein ihtiyacı noktasında önemli çözümler teşkil edeceğini söyleyebiliriz. Kısaca bu üç başlık, global olarak gıda güvenliği, iklim adatasyonu ve gıda güvencesi ile paralel olarak ekonomik sürdürülebilirlik odağından doğrudan etkileri bulunuyor. Bu konularda geliştirilen çözümler hem sağlıklı hem de sürdürülebilir gıda sistemleri için önem arz ediyor.
Üretim Teknolojilerinde Dönüşüm Öne Çıkıyor
“Temsil ettiğiniz tematik alanda, yakın gelecekte iklim teknolojileri açısından ne tür dönüşümler, yenilikler ya da kırılma noktaları öngörüyorsunuz? Bu öngörülerin sektörünüzdeki etkileri neler olabilir?”
Gıda dikeyinde önümüzdeki dönemde birkaç önemli dönüşüm alanı ve sektörü destekleyici çözümün ön plana çıkacağını düşünüyorum. Bu noktada alternatif protein ve biyoteknoloji çözümleri, gıda güvenliği ve üretim teknolojilerinde dönüşüm ön plana çıkacaktır.
Alternatif Protein ve Biyoteknoloji konusunda özellikle hücresel tarım, mikrobiyal fermantasyon ve daha aşina olunan bitki bazlı proteinlerin erişilebilirliğinin artması önemli bir kırılım noktası olacaktır. An itibariyle global olarak yaşanan gıda enflasyonu, alternatif protein segmentini olumsuz etkilemiş olsa da, yapılan çalışmalar ve yaygınlaştırma ile birlikte bu segmentin sunacağı çözümleri sadece tüketiciler için değil tarım ve hayvancılık sektöründe de göreceğiz.
Gıda Güvenliği ve Takip Sistemleri noktasında özellikle yapay zeka çözümleri ve veri odaklı karar verme sistemlerinin etkisi, üretimden sofraya kadar süren tüm süreçte etkili ve atıksız bir değer zinciri oluşmasına olanak sağlayacaktır. Bu noktada sadece gıda atığının önlenmesi değil, aynı şekilde ihracat ve coğrafi işaretli ürünlerin rekabet gücünü de arttıran etkisi bulunacaktır.
Son olarak Üretim Teknolojilerinde Dönüşüm süreçleri ile birlikte akıllı gıda üretim ve imalat sistemlerinin daha etkili şekilde değer zincirinde yer alması, olası gıda güvenliği ve gıda atığı problemlerinin azaltılması ve uzun vaadede ortadan kaldırılmasına olanak sağlayacaktır. Bu durumun hem ekonomik hem de ekolojik olarak etkisi gözlemlenebilecektir. Bu dönüşümler, gıda sektörünün sadece üretim süreçlerini değil, aynı şekilde yatırım ve planlama kararlarını, tüketici beklentilerini ve uluslararası ticarette rekabet gücünü de etkileyebilecek kapasiteye sahiptir. Kısacası gıda teknolojilerindeki bu yenilikler, iklim teknolojilerinin en görünür ve dönüştürücü alanlarından biri olacağını söyleyebiliriz.
