Son zamanlarda kavramsal olarak sıkça karşımıza çıkan bir renk, farklı şekillerde hayatımızda gündem oluşturmaya başladı. Yeşil üretim, yeşil sanayi, yeşil finansman, yeşil yaka... Tüm bu yeni tanımların odağında, çevreye duyarlı bir model oluşturma ve bunun sürdürülebilirliğini sağlama eylemlerini barındıran “yeşil dönüşüm” kavramı bulunuyor.
Sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutlarıyla da toplumların geleceğini şekillendirmeyi hedefleyen yeşil dönüşüm, dünyamızın karşı karşıya olduğu iklim değişikliği, kaynak kıtlığı ve çevresel bozulma gibi küresel sorunlarla mücadelede kritik bir rol oynuyor. Bu dönüşüm, özellikle sanayi, enerji üretimi, ulaşım ve tarım gibi sektörlerde çevreye zararlı etkilerin azaltılması ve doğal kaynakların daha verimli kullanılması yönünde önemli adımlar atılmasını içeriyor.
Uzmanlar, dünya çapında yaklaşık 1 milyar insanın hava kirliliğine maruz kaldığını ve bu durumun erken ölüm riskini artırdığını vurguluyor. Karbondioksit konsantrasyonu 421 ppm olarak tespit edilmiş olup, daha önceki rekor olan 415 ppm'i geçmiş bulunuyor. Hızlı moda, yüksek su tüketimi, aşırı hammadde tüketimi ve atık miktarının artması, tek kullanımlık plastik kullanımı, mikroplastik kirliliği, arazi kullanımı değişiklikleri gibi faaliyetler dünyanın ekolojik dengesini bozarak daha kirli ve sürdürülemez bir çevre yaratıyor. Bu doğrultuda yeşil dönüşüm çalışmaları sadece karbon emisyonları ile değil, aynı zamanda hava kirliliğiyle mücadelede de önemli bir adım oluyor.
Sürdürülebilirlik Sanayi İçin…
Yeşil dönüşümde ön plana çıkan “sürdürülebilirlik” kavramı gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılama kabiliyetinden ödün vermeden kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak olarak tanımlanıyor. Sürdürülebilirlik bugünün gereksinimlerini karşılarken yarının kaynaklarını tehlikeye atmamayı amaçlıyor ve bu yaklaşımın bireyler, topluluklar ve hükümetler tarafından uygulanan politika ve uygulamalarla desteklenmesi şart olarak görülüyor. Günümüzde sürdürülebilir sanayi uygulamaları, hem çevresel sürdürülebilirliği desteklemek hem de ekonomik rekabet avantajı sağlamak adına giderek daha fazla önem kazanıyor. Her geçen gün daha fazla şirket ve yönetici, sürdürülebilirliği önemli iş riskleri ve fırsatlar içeren stratejik bir öncelik olarak kabul ediyor ve sürdürülebilirliğin şirketlerin strateji belirleme sürecine dahil edilmesi, sürdürülebilirliğin etkin yönetimi için bir ön koşul olarak görülüyor.
Yeşil dönüşümde, geleneksel "üret-tüket-at" modelinin yerine, kaynakların yeniden kullanımını, yeniden işlenmesini ve geri dönüşümünü teşvik ederek sürdürülebilir bir büyüme modeli sunan döngüsel ekonomi kavramı karşımıza çıkıyor. Döngüsel ekonomi ürünlerin, malzemelerin ve kaynakların olabildiğince uzun süre ekonomide kullanımda kalmasını ve atık oluşumunun en aza indirgenmesini hedefleyen ekonomik bir sistem. Bu yaklaşımla ortaya çıkan endüstriyel simbiyoz, farklı endüstrilerin birbirleriyle iş birliği yaparak atıkları veya yan ürünleri birbirlerinin kaynakları olarak kullanmalarını içeren bir süreç. Doğal ekosistemlerdeki simbiyotik ilişkilere benzer şekilde, endüstriler arası verimliliği artırmayı ve çevresel etkileri azaltmayı hedefleyen bu çalışmalar sürdürülebilirliği destekleyerek yeşil dönüşümün vazgeçilmez bir parçası haline geliyor.
Yeşil Dönüşüm Bir Tercih Mi?
Dünya genelinde karbon emisyonlarının dağılımı incelendiğinde, sanayi sektörünün büyük bir paya sahip olduğunu görüyoruz. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) ve Uluslararası Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) gibi kuruluşların raporlarına göre, sanayi sektörü genel karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %24'ünü oluşturuyor. Sanayi, özellikle enerji yoğun üretim süreçleri ve fosil yakıt kullanımı nedeniyle önemli miktarda sera gazı emisyonuna neden oluyor. Bu emisyonların azaltılması için sanayi sektöründe enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş yapılması, sürdürülebilir üretim tekniklerinin benimsenmesi, karbon yakalama ve saklama teknolojilerinin kullanımı gibi stratejiler önem taşıyor.
Gerek ulusal gerekse uluslararası düzenlemelere baktığımızda yeşil dönüşüm bir tercih olmaktan çıkıp bir zorunluluk olarak kendini gösteriyor. 2015 yılında Paris'te, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP 21) kabul edilen Paris İklim Anlaşması, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerden itibaren 2°C (3,6°F) artış seviyesi ile sınırlı tutmayı, hatta mümkünse 1,5°C seviyelerine çekmeyi hedefliyor. Bu amacı gerçekleştirmeye yönelik yol haritası 2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) ile belirlendi. Bu hedefler, küresel zorluklarla başa çıkmak ve daha adil, barışçıl ve refah bir dünya yaratmak için tasarlandı. Şu anki ilerlemeye baktığımızda biraz geriden takip ettiğimizi söylemek yanlış olmaz. SKA temiz enerji raporuna göre dünya sürdürülebilir enerji hedeflerine doğru ilerlemeye devam ediyor, ancak yeterince hızlı değil. Rapora göre mevcut hızda, 2030 yılına kadar yaklaşık 660 milyon insan hâlâ elektriğe erişemeyecek ve 2 milyara yakın insan hâlâ kirletici yakıtlara ve yemek pişirme teknolojilerine bağımlı olacak.
Avrupa Birliği'nin sera gazı emisyonlarını azaltmaya odaklanan Yeşil Mutabakat Eylem Planı ise AB emisyonlarının 2030'a kadar 1990'a kıyasla en az %55 oranında azaltılmasını ve 2050’ye kadar karbon nötr hale gelmesini hedefliyor. AB politikalarının, Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen iklim hedefleri ile uyumlu olmasını sağlamak amacıyla AB mevzuatını revize etmeyi, güncellemeyi ve yeni girişimlerin uygulamaya koyulmasını amaçlayan bir dizi tekliften oluşan Fit for 55 AB’nin belirtilen iklim hedeflerine ulaşması için tutarlı ve dengeli bir çerçeve sağlamayı amaçlıyor.
“Fit for 55” paketi çerçevesinde AB’nin 2050 yılında karbon-nötr bir kıta olma hedefi, Yeşil Mutabakat Eylem Planının temel taşlarından birini oluşturuyor. Bu doğrultuda AB, Emisyon Ticaret Sistemini daha iddialı hale getiriyor. 2005 yılında devreye alınan ve karbon emisyonlarını düzenlemek için kullanılan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)’ndeki ücretsiz tahsisatlar 2026’dan itibaren aşamalı olarak kaldırılıyor. Ülkemizde de uzun süredir üzerinde çalışmalar yapılan Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi’nin 2024 Ekim ayında EPİAŞ tarafından pilot uygulamalarının başlatılması ve 2026 yılında mecburi hale gelmesi öngörülüyor. Azaltılan emisyon miktarı kadar kredi elde eden şirketlerin bu kredileri piyasada satarak gelir elde edebilmesine olanak veren ETS, bu sayede yenilikçi ve daha temiz teknolojilere yatırım yapma konusunda şirketleri teşvik ediyor.
AB, karbon sızıntılarını önlemek için 3. dünya ülkelerinden alınan demir, çelik, çimento, alüminyum, gübre, hidrojen ve elektrik gibi ürünlere sınırda karbon vergisi uygulanmasını içeren yeni Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasını (SKDM) kurdu. Bu mekanizma sayesinde, yerel üreticiler ile yabancı üreticiler arasında rekabet dengesi sağlanırken, karbon düzenlemelerinin gevşek olduğu ülkelerden gelen ürünler üzerinde ek vergiler uygulanıyor. Ülkemiz, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması geçiş dönemine 1 Ekim 2023'te başladı ve küresel üreticiler ile AB'deki alüminyum, çimento, elektrik, gübre, hidrojen, demir ve çelik ithalatçıları 31 Ocak 2024 itibariyle emisyonlarını üçeraylık periyotlarla raporlamaya başladı. Geçiş döneminin ardından ise 2026 yılında uygulama dönemi başlayacak. AB ‘ye ihracat yapan sanayicilerle çalışan Avrupa Birliği firmaları satın aldıkları ürünün emisyonları kadar ek vergiye tabi olacaklar ve firmalar yeni ve daha ucuz tedarik zinciri arayışlarına girecekler. Ya da AB firmaları tarafından ödenen yüksek vergilerin bir kısmı üreticilere yansıtılacak. Bu noktada birçok tedarikçinin müşteri kaybı yaşaması, yeni tedarik zincirlerinin oluşması sanayi firmaları için büyük bir risk olarak ortaya çıkıyor. Başlangıçta 6 sektörde başlayacak olan bu sistemin sonrasında içerisine farklı sektörleri de katarak büyümesi kaçınılamayacak bir gerçek.
Yeşil Finansman
Yeşil dönüşüm kapsamında karşımıza çıkan bir diğer kavram da finansal kurumların portföylerindeki yeşil veya sürdürülebilir yatırımların toplam varlıklara oranını ifade eden “yeşil varlık oranı”. Bu oran, bankaların, yatırım fonlarının ve diğer finansal kurumların, çevresel olarak sürdürülebilir projelere ve teknolojilere yaptığı yatırımların miktarını gösteriyor. Örneğin; taşıt kredisinde kullandırılan elektrikli araba kredisi bu kapsamda değerlendiriliyor. Yeşil finans piyasalarının gelişimine ve yeşil ekonomik dönüşümün finansmanına önemli katkı sağlaması hedeflenen “Yeşil Varlık Oranı Hakkında Tebliğ Taslağı” ülkemizde kamuoyunun görüşüne sunuldu. Bu doğrultuda bankaların sahip oldukları yeşil varlık oranını belirli periyotlarda BDDK’ya raporlama yükümlülüğü getirilmesi hedefleniyor. Sanayi kuruluşlarının enerji, imalat, inşaat gibi sektörlerde enerji verimliliği ve emisyon azaltımı projeleri bu kapsamda önceliklendiriliyor. Bankalar ve finansal kuruluşlar kredi kaynaklı emisyonların hesaplanması için ticari kobilerinin karbon ayak izlerini beyan etmelerini istiyor.
Diğer yandan yatırımcılara, analistlere ve diğer ilgili taraflara kapsamlı bilgi sunan Refinitiv Sürdürülebilirlik Endeksi, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine göre performanslarını değerlendiren bir endeks olarak karşımıza çıkıyor. Bu endeks şirketlerin sürdürülebilirlik performanslarını objektif bir şekilde ölçmek ve raporlamak amacıyla geliştirildi. ESG performanslarını bu platformda kanıtlayan firmalar yatırımcı bulma konusunda avantajlı hale geliyor.
29 Aralık 2023 tarihinde yürürlülüğe giren Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları ile şirketlerin sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatları belirli kriterlere göre raporlamaları zorunlu hale geldi. Bu kapsamda büyük firmalar, BDDK’nın düzenleme ve denetimine tabi olan bankalar, finans kuruluşları, Borsa İstanbul Piyasalarında faaliyet gösteren şirketler sürdürülebilirlik raporu sunmak zorunda. Günümüzde daha çok gönüllü olarak marka imajı için hazırlanan bu raporlamaların zorunlu olması firmaları yeşil dönüşüm için hızlandıran bir unsur olarak öne çıkıyor. Birçok büyük marka çalıştıkları tedarikçilerden ürün karbon ayak izi, sürdürülebilirlik raporu istiyor. Günümüzde “yapsan iyi olur” şeklindeki söylemler “yapmazsan seninle çalışmam” şeklinde eylemlere dönüyor.
Sonuç olarak gördüğümüz üzere büyük işletme ya da KOBİ düzeyinde de olsa sanayinin yeşil dönüşümden uzak durmak gibi bir şansı yoktur. Bu dönüşümde geride kalan sanayi firmaları çevresel zararlar, uluslararası yaptırımlar ve ticaret engelleri, finansman sorunları, teknolojik geri kalmışlık gibi negatif durumlarla karşı karşıya kalacaktır. Erken davranan, kendini hazırlayan, değiştiren, süreçlerine ve stratejilerine yeşil dönüşümü hızlı adapte eden firmalar bu süreçte her açıdan kazançlı çıkacaktır.
Beyza AKYOL / Eko-Üretim Dönüşüm Programı / Program Uzmanı
