Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı


Dünyanın yaklaşık on yıldır sürmekte olan kaotik ve belirsizliklerle dolu dönemi, bir pandemi ve yerel gibi görünen iki savaşın küresel ölçekte birleşmesi sonucunda eşi benzeri az görülmüş bir krize dönüşmüş bulunuyor. Bilim insanlarının bir kısmı daha da ileri giderek, dünya nüfusunun neredeyse %15’inin zorbalıkta, %80’inin ise umursamazlıkta (yoksul, orta halli ya da zengin olsun) oluşturulan psikolojik sığınma alanlarına göç ettiği bir dünyada kıyamet senaryoları oluşturmaya başladı bile. Yeni arkeolojik bulgular, kıyamet tekrarlarının sayısının bilinenden daha fazla olduğunu gösteriyor. Her kıyametin bir çıkışı olduğu çıkarımı, insanı rahatlatan bir düşünce. Böyle zamanların yarattığı dürtü, korku, tutku ve cesaretin aynı anda yönetilmesi gereğini ortaya koyuyor.


Bireye, topluma ve doğaya aynı anda katkıda bulunmaya çalışan bilim ile on binlerce yıldır biriken veriden yükselen yapay zekâ, umursamazlığın ortadan kaldırılmasında öncelikli araçlar olarak öne çıkıyor. Büyük resimdeki bütünselliği görmek, göstermek ve onu somutluklarla buluşturmak artık çok daha yapılabilir hâle gelmiş durumda. Bu arada, şaka yollu da olsa, “Karşınıza çıkan üç alternatiften en zorunu seçiyorsanız inovasyon yapıyorsunuz.” sözü, inovasyonun yeni tanımı olarak ele alınıyor.


Son üç yüz yılda hızla şekillenen Klasik Ekonomi’nin ve neredeyse yüz elli yıl önce temelleri atılıp son elli yılda ivme kazanan Dijital Dönüşüm’ün iyi gitmediğini söylemek için fazla sebebimiz yoktu. İnovasyon, yirminci yüzyılın başlarındaki “fikir ile para arasındaki en hızlı yol” olma niteliğinden güç alıyordu. Sürdürülebilirlik, ekonominin ana temalarından biri olmasına rağmen, şiirsel bir idealizm etrafında insan-doğa-toplum-makine dengesindeki yıpranmaları gölgeleyebiliyordu.


Akıllandırma performansımız masaüstünde ve cepte oldukça iyi seviyedeydi; ağ yapılarında, sığ da olsa, bütünleşme konusunda ve birbirimize her konuda dokunabilme bakımından önemli bir sorun yok gibiydi. Klasik Ekonomi’nin dört taşıyıcı kolonu, Niall Ferguson’un anlatımına göre demokrasi, kapitalizm, hukuk devleti ve sivil toplumdan oluşuyordu. Bu alanlarda bir miktar dejenerasyon olduğu ifade ediliyordu; ancak bu durumu yönetebildiğimiz konusunda pek fazla şüphe bulunmuyordu. Neticede, Klasik Ekonomi’nin fena gitmediğini söyleyebiliyorduk.


Büyük resme daha dikkatli bakma ve onu daha derinlemesine inceleme dürtüsü ortaya çıkınca, bazı gerçekleri inkâr etme lüksümüzün artık kalmadığı görülüyor. Klasik Ekonomi’nin önemli unsurları olan toprak ve türevleri, hava ve türevleri ile su ve türevlerinin aşırı ve yanlış kullanımı; işin temelinde yer alan ve artık vazgeçilmesi mümkün görünmeyen, özellikle finansal ağırlıklı büyüme stratejilerine bağlı olarak önce doğada, çevre ve iklim üzerinde; ardından toplumda artan sürtünmeler ve eşitsizlikler şeklinde, yüksek düzeyde ve kimi zaman geri döndürülemez tahribatlara yol açmış durumda.


Çözümü Mars’ta ya da Ay’da arayanlar olsa da pandemi ve jeopolitik krizler sonrasında, dünyamıza farklı bir gözle bakmamızın zamanı gelmiş görünüyor. İnovasyon, artık geçen yüzyılın başındaki tanımından farklı olarak, bu kez şaka yollu değil; gerçekçi bir yaklaşımla “reel dünya problemlerine en hızlı bilimsel ve teknolojik çözüm” olarak tanımlanıyor.


Sürdürülebilirlik, idealizmin ötesine geçerek somut bir biçimde ileri malzemeler, enerji verimliliği ve paylaşım ekonomisi üçgenine odaklanmak zorunda. Akıllandırma, masaüstü ve cep uygulamalarının çok ötesinde, daha geniş ufukları taramak mecburiyetinde. Sürtünmesizlik, toplumsal ve küresel dengelerin korunması açısından çok önemli bir unsur hâline geliyor. 


Artan kaos ve belirsizliği yönetmek, insanın ve toplumun yanı sıra kurumların dayanıklılığını artırmak açısından bilimsel temellerin her gün daha da güçlenmesini gerektiriyor. İş birliğinin ötesini tarif eden iç içelik kavramı, farklı kültürlerde ve farklı alanlarda takım oyununun gerekliliğinin altını çiziyor. Döngüsellik ise yalnızca atıkların uçlarının birleştirilmesi değil; bilginin, ekonominin ve enerjinin birbirine bağlanması gereksinimi doğrultusunda çalışmaların şekillendirilmesini de zorunlu kılıyor. Önümüzdeki dönemin belirleyici unsurları olan sürdürülebilirlik, akıllandırma, sürtünmesizlik, iç içelik, dayanıklılık ve döngüselliğin bir bütünsellik içinde yönetilmesi, her zamankinden daha büyük önem kazanıyor.


Veri Bilimi artık dördüncü bir bilim alanı yerini alıyor


Kriz sonrası dönemde büyümeyi yavaşlatmak, hatta dondurmak tartışılan konular arasında yer alıyor. Ancak açıkça görülüyor ki bu mümkün değil. Büyümeyi sürdürme mecburiyeti var; hatta belirli bir dönem için üssel büyümeye ihtiyaç duyulacağı da ifade ediliyor.

Bir taraftan sürdürülebilirlik doğrultusunda çevre ve iklim üzerindeki tahribatın yavaşlatılması, durdurulması ve onarılması; diğer taraftan toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi ve artan kaos ile belirsizliğin yönetilmesi, öncelikle çözülmesi gereken sorunlar olarak karşımızda duruyor. Tüm bunlarla birlikte üssel bir büyüme gerçekleştirebilmek ise son derece büyük bir meydan okuma anlamına geliyor.


Klasik Ekonomi’den devraldığımız mirasın; finans, üretim, tarım ve diğer birçok alanda bu meydan okumayla yüzleşme konusunda yetersiz kalabileceği görülüyor. Daha olumlu bir perspektiften bakıldığında ise bir süredir ihmal ettiğimiz bilim alanında, özellikle kuantum fiziği ve biyoteknoloji alanlarındaki son gelişmelerin ulaşımdan tarıma kadar pek çok alanda devrim niteliğinde farklılıklar yaratma potansiyeli taşıdığı görülüyor.


Bunların yanında Veri Bilimi, artık Deneysel Bilim, Teorik Bilim ve Hesaplamalı Bilim'in yanında dördüncü bir bilim alanı olarak hızla yerini almaya başlıyor. Klasik Ekonomi’den Veri Ekonomisi’ne dönüşüm; bir ekseninde insan-doğa-toplum-bilim bütünselliğinin, diğer ekseninde ise bir önceki paragrafta ifade edilen iç içelik, dayanıklılık, döngüsellik, akıllandırma, sürdürülebilirlik ve sürtünmesizlik bütünselliğinin bulunduğu geniş bir alandaki çok sayıdaki boşluğun, öncelikle Veri Bilimi'nin ışığında yeni verimlilikler ve katma değerlerle doldurulmasını ve bütünün yeniden yapılandırılmasını içeriyor.


Önümüzdeki krizden çıkış döneminde, en önemli ve en acil yükselme platformu olarak birey-toplum-doğa üçgeni öne çıkmaktadır. Bu nedenle, yalnızca bu platformun üç köşesinde yer alan unsurların tamamına aynı anda katkı sağlayan çalışmalara odaklanılmalıdır. Üçgenden yalnızca iki ya da bir köşeye dokunan çalışmalar ise ikinci ve üçüncü öncelik sırasına alınmalıdır.


Bu platform üzerinde doğmakta olan yapay zekâ güneşinin, etik ve zarar verme riskleri en aza indirilerek parlamasının sağlanacağına ve bunun sonucunda kısa süre içinde daha iyi ve daha güzel bir dünyaya kavuşacağımıza inanıyorum.

Röportaj Videosu - Youtube


TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.