Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

 

Dr. E. SERDAR GÖKPINAR

TTGV Yenilikçi Teknoloji Programları Direktörü

 

 

Resmi adı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı olan ve ilki 1995 yılında gerçekleştirilen COP (Conferance of Parties - Taraflar Konferansı) Birleşmiş Milletler’in (BM) iklim değişikliği konusundaki yıllık konferansı. COP’a BM’ye üye devletlerin müzakerelere katılmak üzere gönderdiği temsilcilerin yanında gözlemci organizasyonların delegeleri, sanayi temsilcileri, iklim bilimciler, STK temsilcileri, aktivistler ve siyasi ikna sanatçıları olan lobiciler de dahil oluyor.

Bakü’de 11-22 Kasım 2024 tarihleri arasında düzenlenen COP29’da bu kez  Sürdürülebilir Gelecek Platformu’nun paydaşı olarak yerimizi aldık. 15 Kasım’da Green Zone alanındaki paneller öncesi Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı olarak “İklim Teknolojileri Mecburiyet mi Fırsat mı?” başlığında ana konuşmacıydık. Peki, Bakü’de neler konuşuldu, yaratıcı fikirler ve geliştirilmesi gerekenler nelerdi? Nasıl bir organizasyon vardı?  Değerlendirmek isterim.

•            Büyük organizasyonları üstlenme konusunda çok motive ve istekli olan Azerbaycan, COP29 için de oldukça iyi organize olmuş ve Bakü’yü 2 hafta süren COP29 için neredeyse yeniden düzenlemiş.

•            COP29’un en önemli gündemi finansmandı. Doğal olarak bu konudaki müzakereler de oldukça hararetliydi.

•            İklime dair yapılacak işlerde finansa erişimin tüm ülkeler adına kolaylaşmasına ve gelişmekte olan ülkelere daha fazla destekte bulunulmasına yönelik kararların alınması vurgusu öne çıkarken, etkinlik boyunca ülkeler ve kuruluşlar tarafından gerek net sıfır / düşük karbon hedeflerini yakalamak gerekse iklim adaptasyonuna yönelik irili ufaklı çeşitli fonların duyurusu da dikkat çekti.

•            Zorlu müzakereler neticesinde son dakikada yapılan bir uzlaşmayla, önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık 300 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlanması kararlaştırıldı. Bu rakam, gelişmekte olan ülkelerin talep ettiği 1 trilyon dolar hedefinin gerisinde olmakla birlikte önceki yıllık 100 milyar dolarlık taahhüdün de 3 katı olarak belirlenmiş oldu.

•            Bu yıl özellikle tartışılan başlıca konulardan biri, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardımcı olacak maddi imkanların nasıl oluşturulacağı oldu. Özellikle ‘Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri’ ve ‘En Az Gelişmiş Ülkeler’ olmak üzere savunmasız toplulukları desteklemek için daha fazla çaba gösterilmesi gerektiği tartışıldı.

•            Paris Anlaşması 6.4 Maddesi kapsamında yeni bir küresel kredi mekanizmasının işleyiş mekanizması onaylandı.

•            Yenilenebilir enerjinin artırılması ve metan gibi karbondioksit dışı emisyonların ele alınması konusun ve 2025 yılına kadar Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) sunulması talepleri yeniden hatırlatıldı.

•            Paris Anlaşması 6.2 Maddesi’ne ilişkin ek kurallar da kabul edildi. Bu çerçeve, ülkelerin ve şirketlerin birbirleriyle karbon kredisi ticareti yapmasına izin veriyor.

•            2030 yılına kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğinin iki katına artırılması hedefleri belirlendi.

•            Maalesef fosil yakıtların kullanımının azaltılmasına dair net bir taahhüt metne dahil edilemedi.

•            Tarım ve Gıda Sistemleri, Okyanuslar/Denizler ve Metan emisyonları konularında yeterli ilerleme sağlanamadığı değerlendirmeleri yapıldı. Bu konuda gözler 2025 COP30 ev sahibi Brezilya’nın üzerinde olacak gibi gözüküyor.

 

 

 

Türkiye COP31’e Aday

Türkiye, Azerbaycan ve Brezilya’nın (COP30 ev sahibi) ardından COP29’a katılan üçüncü büyük ulusal delegasyondu. Ülkemiz ile ilgili olarak COP29’da gerçekleşen çok sayıda açıklama ve gelişme arasından seçtiğimiz en dikkat çekici başlıkları şöyle sıralayabilirim:

•            Türkiye COP29’da Uzun Vadeli İklim Stratejisi ve Yol Haritasını açıkladı.

•            2023’de Dubai’de düzenlenen COP28’de 25 ülkenin imzaladığı “Nükleer Enerjiyi Üç Katına Çıkarma Deklarasyonu”na bu yıl aralarında Türkiye’nin de olduğu 6 ülke daha imza attı. Böylece küresel nükleer enerji kurulu gücünü 2050 yılında 2020 yılına göre 3 katına çıkarma konusunda ortak çalışma taahhüdünde bulunulmuş oldu. Akkuyu’dan sonra Sinop ve Trakya bölgelerinde iki büyük nükleer santral daha yapma ve ayrıca yeni nesil küçük modüler reaktörler inşa etme planları da açıklandı.

•            2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefini yineleyerek, sera gazı emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 32 oranında azaltma taahhüdünde bulundu.

•            Türkiye 2026 yılında gerçekleştirilmesi planlanan COP31’e ev sahipliği yapmak üzere aday olduğunu açıkladı.

COP’a dair ilginç bir detay ise;

•            15 Kasım günü Çeşitli STK’lar tarafından 1.773 fosil yakıt lobicisinin etkinliğe erişim izni aldığı açıklandı. Bu rakam aslında Türkiye’nin ardından

4.          Büyük delegasyon gibi de düşünülebilir. Fosil yakıtlardan çıkış konuşurken, bu tür gelişmeler de oldukça kafa karıştırıyor.

 

İnsanlık Sınıfı Geçemiyor

COP’ta konuşmalar, görüşmeler, müzakereler ve açıklamalar sürerken belki de insanlık olarak iklim konusunda ilerlememiz nedir diye de bakmak gerekiyor. 2015 yılında Paris’te gerçekleştirilen COP21’de kabul edilen Paris Anlaşmasıyla küresel yüzey sıcaklığındaki artışı sanayi öncesindeki seviyelerin 2°C ve tercihen 1.5°C altında tutmak konusunda mutabakata varılmıştı. 2023 yılında bu artışın 1,49°C olarak gerçekleştiği ve içinde bulunduğumuz 2024 yılında da 1.5°C hedefinin aşılacağı öngörülüyor. Unutulmamalı ki 2024’de arka arkaya küresel günlük ortalama sıcaklık rekorları da kırıldı. Her şeyi bir kenara bırakalım, kritik nokta bu: Sınıfı geçemiyoruz.

Uzun konuşma ve müzakerelere rağmen hedeflerin aşılması ve COP etkinliklerindeki dağınık görüntü ve kafa karıştırıcı gelişmeler de çok sayıda kişinin COP zirvelerini “zaman kaybı” olarak nitelendirmesine yol açmıyor değil.

 

Teknoloji Boyutuna Gelirsek

İklim dönüşümü “retorik” bir konu değil. Karşı karşıya bulunduğumuz değişim hem çok zor hem de oldukça karmaşık. İnsanlığın sanayi devriminin başından bu yana birkaç yüz yılda kurmuş olduğu üretim ve tüketim sisteminin amiyane tabirle ters-yüz edilmesinden bahsediyoruz. Hiç kimse net rakamı bilmese de önümüzdeki 30 yılda harcanması gereken finansal kaynak öngörüleri de 100’lerce Trilyon ABD dolarını buluyor. Bir dip not olarak, bugün için finansal kaynak akışı büyük oranda devletlerin öncülüğünde sağlanabilmektedir.

Bu dönüşüm özünde çok kapsamlı tekno-ekonomik bir dönüşüm ve dönüşümün kapsamını oluşturacak teknolojilerden bazıları “ölçeklenebilecek seviyede” hazır. Tartışmaların ve çalışmaların içinde bolca bilimsel araştırma ve teknoloji geliştirme yanında teknolojik inovasyonların yayılması ve ölçeklenmesi konularının da girmesi gerekiyor. Peki iklim teknolojileri (ClimateTech) konusunda neler söylenebilir?

•            İklim teknolojileri, bilimsel ve mühendislik temelli teknolojik yenilikleri kapsayan Derin Teknoloji (Deep Tech) alanının konusudur. Bu tür teknolojiler, karmaşık problemleri çözmek için ileri düzey araştırma ve geliştirme gerektirir. Bu da “akıllı paranın” düzenli ve sabırlı akışı ile mümkündür.

•            Yenilenebilir enerji ve özellikle de güneş ve rüzgardan elektrik üretimi konusunda çok önemli ilerlemeler kaydettik. Bu teknolojiler fosil tabanlı alternatifleriyle maliyet denkliğine ulaşmıştır. Bunu artı hanesine yazarken, bu aşamaya gelmemizin de zaman aldığını gözden kaçırmayalım. Gelişmekte olan diğer teknolojiler için de bu geçerli olacak.

•            Her sektör, bölge ve ülkenin iklime etkisi ve iklimden etkilenme durumu farklı olacağından yine her sektör, bölge ve ülke için özgül çözümlere ihtiyaç olacak. Bu da öncelikle kopyala yapıştır tarzı stratejiler ve planlarla ilerlenemeyeceğini ve sonra da neyin gerçekten işe yarayacağının tespit edilebilmesi için çok sayıda teknoloji gösterimi, deneme ve pilot uygulama yapılmasını gerektireceğini işaret etmektedir.

•            Koyulan hedefleri, şu ana kadarki performansımızı ve takvimi düşündüğümüzde laboratuvardan ölçeklenmeye geçişin de bugüne kadar alıştığımız biçimde doğrusal değil üssel olmasına ihtiyaç var.

•            Trend olan sektörler daha fazla fon çekiyor. Örneğin güç sistemleri, elektrikli araçlar ve hidrojen birçok diğer teknoloji alanından daha fazla destekleniyor. Bu durum, yatırımcı psikoloji ve daha doğrusu FOMO (yatırımcıların fırsatı kaçırma korkusu) tarafından da besleniyor.

•            Yenilikçi teknolojilerin ihtiyaç duyacağı başta nadir toprak elementleri olmak üzere malzeme ve metallerin ölçekleme aşamasında bir tıkanma noktası olma olasılığı var. Madencilik, malzeme ve metalurji, geri dönüşüm ve yeniden kullanım gibi uygulamaların güçlenmesini de gerektirebilir.

•            Hem nitelik hem de nicelik açısından insan kaynağı ve yetenek açığı zengin ekosistemler de dahil ciddi biçimde hissediliyor.

•            Son olarak hemen hemen herkes iş birliğinden (cooperation) ve birlikte çalışma (collaboration) bahsederken pratikte bunun gerçekleştiğini söylemek mümkün değil. Hatta iş birliğinden çok çalışmaların izole ve rekabet halinde gerçekleştirildiğini söylemek yanlış olmayabilir.

Tüm bunları bir araya getirdiğimizde teknoloji çalışmalarının daha kapsayıcı olarak gerçekleştirilmesi ve mümkün olan herkesin bu çalışmalara katkı vermesinin sağlanması önemli. Geçmişte rahat yapılabildiği şekilde teknoloji geliştirmeye girişmeden, teknolojileri başkasının geliştirmesini bekleyip sonra satın almak çok sorunlu olabilir.

 

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.