Gözde KARA GÜNAYDIN / Bi’ Dünya Kıvılcım Derneği Kurucusu - İTÜ Arı Teknokent, Uluslararası İlişkiler Temsilcisi
Elektronik atıklar (e-atık), teknolojinin hızlı gelişimi ve tüketim alışkanlıklarının dönüşmesiyle birlikte küresel ölçekte en hızlı artan atık türlerinden biri hâline geldi. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar, televizyonlar, küçük ev aletleri gibi milyonlarca ürün, kullanım ömürlerinin kısalması sonucu her yıl büyük bir atık yığınına dönüşmekte. Bu cihazlar, içerdikleri kurşun, cıva, kadmiyum gibi zararlı kimyasallar nedeniyle çevre ve insan sağlığı açısından ciddi bir risk yaratırken aynı zamanda altın, bakır, alüminyum ve nadir toprak elementleri gibi yüksek ekonomik değere sahip materyalleri bünyelerinde barındırmakta. Örneğin bir ton cep telefonunun 250 gram altın içermesi, e-atık geri dönüşümünü geleneksel madenciliğe kıyasla çok daha verimli ve stratejik hâle getirir. Buna rağmen küresel çapta üretilen e-atığın yalnızca yaklaşık yüzde 20’si resmi kanallarla geri dönüştürülmekte, geri kalan kısmı kayıt dışı süreçlerde ya da çevreye zarar verecek şekilde bertaraf edilmektedir. Buna ragmen küresel e-atık yığını yıllık 62.5 milyar dolar değere sahip. Bu rakam, 123 ülkenin gayri safi milli hasılasından (GSMH) daha fazla.
Almanya’da e-atık Yönetimi
Bu noktada Almanya, uzun yıllar önce attığı hukuki ve kurumsal adımlar sayesinde dünyanın en gelişmiş e-atık geri dönüşüm ekosistemlerinden birine sahip. Almanya’da e-atık yönetiminin temelini oluşturan ElektroG yasası, üreticilere geniş bir sorumluluk yükleyerek cihazların yaşam döngüsünün tamamından sorumlu tutuyor. Bu kapsamda üreticiler, piyasaya sürdükleri ürünlerin belirli oranlarda geri toplanması, ayrıştırılması ve geri dönüştürülmesini sağlamakla yükümlü. Federal, eyalet ve belediye düzeyinde net bir görev dağılımı bulunmakta, böylece hem toplama hem de işleme süreçleri kesintisiz bir biçimde ilerlemekte. Ülkede yaklaşık 11 bin şirket ve 15 binden fazla tesisin faaliyet gösterdiği geri dönüşüm sektörü, yıllık 70 milyar Euro’yu aşan ekonomik hacmi ve 270 bin kişilik istihdamıyla büyük bir endüstriyi temsil ediyor.
Almanya’daki yüksek geri dönüşüm oranlarının ardında gelişmiş teknoloji altyapısı da önemli rol oynamakta. Electrocycling gibi büyük tesisler, ayda binlerce ton e-atık işleyebilmekte; cihazlar önce türlerine göre sınıflandırılmakta, ardından zararlı bileşenleri ayrıştırılarak çok kademeli kırma, sensör destekli ayırma, metallerin saflaştırılması gibi ileri teknik süreçlerden geçirilmekte. Bu tesislerde elde edilen altın, bakır, alüminyum gibi hammaddeler döküm ve üretim sektörlerinde yeniden kullanılmak üzere ekonomiye kazandırılmakta.
Üniversite-Sanayi İşbirliği
Teknolojik yenilikler yalnızca özel sektörle sınırlı değil. Fraunhofer gibi Almanya’nın önde gelen araştırma enstitüleri, elektro-hidrolik parçalama, sensörlü tanıma sistemleri ve yapay zekâ tabanlı ayıklama teknolojileri üzerinde çalışmalar yürütmekte. Bu projeler, hem geri dönüşüm verimliliğini artırmakta hem de insan sağlığı açısından riskli olan manuel ayrıştırma işlemlerini azaltmakta. Almanya’nın üniversite-sanayi iş birliği, e-atık geri dönüşümünü sürekli gelişen bir inovasyon alanına dönüştürmüş durumda.
Almanya’nın başarısında toplumsal bilinç de belirleyici bir faktör. Ülkede tamir kafeleri (Repair Cafés), tüketicilerin bozuk cihazlarını atmak yerine tamir etmelerini teşvik ediyor. AB’nin aldığı karar doğrultusunda 2021’den itibaren üreticilerin elektrikli ve elektronik cihazlar için 10 yıl boyunca yedek parça sağlama zorunluluğu getirildi. Bu tür politikalar, cihazların kullanım ömürlerini uzatarak e-atık oluşumunu kaynağında da azaltmakta. Ayrıca Almanya’da plastik ve cam şişelerde olduğu gibi elektronik ürünlerin satış fiyatına geri dönüşüm ücretinin eklenmesi yönündeki tartışmalar, tüketici davranışını dönüştürmeye yönelik yeni araçların da gündemde olduğunu gösteriyor.
Türkiye’de e-atık Yönetimi Yaklaşımı
Türkiye’ye bakıldığında ise e-atık yönetimi görece daha yeni bir alan. Türkiye yılda yaklaşık 623 bin ton e-atık üretmekte ve kişi başına düşen e-atık miktarı AB ortalamasının altında kalmakta. TÜBİSAD ve ELDAY gibi yetkilendirilmiş kuruluşlar, üreticilerle koordinasyon içinde e-atık toplama süreçlerini yürütmekte; belediyelerle iş birliği yaparak toplama noktalarının sayısını artırmaya çalışmakta. Arçelik, kendi geri dönüşüm tesislerinde beyaz eşya ve küçük ev aletlerini işlerken Exitcom gibi şirketler bireysel atık toplama ağları kurarak tüketicilere erişmekte. Ancak Türkiye’de toplanan e-atıkların önemli bir kısmı düşük fiyatla yurt dışına satılmakta, böylece içerdikleri değerli materyallerden elde edilebilecek ekonomik katma değer büyük ölçüde Avrupa’ya aktarılmakta.
Türkiye için Fırsatlar
Özetle, Türkiye’nin hem coğrafi konumu hem de gelişen sanayi yapısı sayesinde bölgesel bir e-atık geri dönüşüm merkezi olma potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya’da modern geri dönüşüm tesislerinin azlığı, Türkiye için büyük bir fırsat sunmakta. Hukuki altyapının güçlendirilmesi, toplama oranlarının artırılması, ileri teknolojiye sahip geri dönüşüm tesislerinin kurulması, üniversitelerde geri dönüşüm mühendisliği ve malzeme geri kazanımı gibi alanların desteklenmesi, Türkiye’nin bu potansiyeli gerçeğe dönüştürebilmesi için kritik adımlardan sadece bazıları. Almanya örneği, uzun vadeli bir strateji ve kararlı yatırımlar sayesinde e-atık geri dönüşümünün hem çevresel sürdürülebilirlik hem de ekonomik değer yaratma açısından büyük bir fırsat sunduğunu açık biçimde gösteriyor.
Kaynak: E. Yıldız, G. Kara, Almanya’da E-Atık Geri Dönüştürme Ekosistemi ve Türkiye Açısından Çıkarımlar, İktisat ve Toplum Dergisi, Temmuz 2020
