Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı

ÇAĞATAY ALP ARSLAN

TTGV İklim Öncüsü

Vicat Grup Türkiye Grup Ar-Ge Şefi

 

İklim teknolojisi çalışmak etik bir görev İklim krizi ile dünya mecburi bir dönüşüme girdi. Hepimiz yaşamlarımıza bunu adapte ederken, TTGV olarak biz de iklim krizi ve iklim teknolojileriyle ilgili elimizi taşın altına koyduk ve alanda çalışmalara başladık. Sizi de çalışma alanınız ve alana sunduğunuz değer sonucunda “İklim Öncüsü” seçtik. Peki, sizin iklim öncüsü olmadaki motivasyonunuz neydi?

İklim krizinin artık bir gelecek öngörüsü değil, bugünün somut ve ölçülebilir bir gerçeği olduğunu, yürüttüğüm teknik çalışmalarda açıkça gözlemliyorum. Yaklaşık dokuz yıl önce, karbonsuzlaşma odaklı Ar-Ge projeleriyle başlayan bu farkındalık sürecinde, çimento ve yapı malzemeleri sektöründe proses kaynaklı emisyonları azaltmaya yönelik analizler yaptım; baca gazı bileşenlerinden kaynaklı etkileri sayısallaştırarak yenilikçi çözümler geliştirmeye odaklandım. Karbon yakalama, dönüştürme ve mineralizasyon teknolojileriyle emisyon azaltımının yanı sıra atıkların değerlendirilmesi ve döngüsel ekonomiye katkı sağladım. Ayrıca hidrojen destekli sistemler, plazma reaktörleri, güneş enerjisi uygulamaları ve atıkların aktif fazlara dönüştürülmesi gibi alanlarda Avrupa iş birlikleriyle projelendirme çalışmaları yürüttüm. Bu teknolojiler üzerinde çalışmak, yalnızca mühendislik değil, aynı zamanda iklim adaleti ve kuşaklar arası sorumluluk ilkesiyle hareket etmeyi gerektiriyor. TTGV tarafından “İklim Öncüsü” olarak tanımlanmak, bireysel sorumluluğumun toplumsal karşılık bulduğunu hissettirerek motivasyonumu güçlendiren önemli bir etken oldu.

 

Türkiye ve dünyada iklim krizi, iklim teknolojileri ve sürdürülebilirlik önemli bir odak. Peki, bu alanda hangi konularda aktif çalışmalara ihtiyaç var? Neden?

Türkiye’nin sanayileşme modeli, uzun yıllar boyunca yüksek enerji tüketimi ve doğal kaynak kullanımı ekseninde şekillendi. Ancak Paris Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası bağlayıcı düzenlemelerle birlikte, endüstriyel altyapının düşük karbon teknolojilerine hızla entegre edilmesi artık kaçınılmaz hale geldi. Bu kapsamda yoğun Ar-Ge ve sistem entegrasyonuna ihtiyaç duyulan konuları 3 başlıkta sıralayabilirim. 1. Sanayide karbon yakalama ve yeniden kullanım (CCU) çözümleri 2. İkincil kaynak (hammadde ve yakıt) yönetimi ve sektörel döngüsellik stratejileri 3. Veri odaklı dijital izleme, modelleme ve karar destek sistemleri Bu alanlar, yüksek emisyonlu sektörlerin karbon ayak izini azaltmada ve AB düzenlemelerine uyum sağlamada belirleyici rol oynayacak. Ancak yalnızca teknolojik gelişmeler yeterli değil; yönetişim ve ekonomik teşviklerin de bu süreçlere entegre edilmesi kritik öneme sahip.

 

Üç temel kırılma noktası

Temsil ettiğiniz tematik alanda, yakın gelecekte iklim teknolojileri açısından ne tür dönüşümler, yenilikler ya da kırılma noktaları öngörüyorsunuz? Bu öngörülerin sektörünüzdeki etkileri neler olabilir?

Yapı malzemeleri sektörü, küresel karbon emisyonlarının en yoğun kaynaklarından biri olarak önümüzdeki on yılda köklü teknolojik dönüşümler yaşayacak. Bu dönüşümler yalnızca üretim süreçlerini değil, ürün standartlarını ve uluslararası rekabet koşullarını da temelden etkileyecek. Öngörülen üç temel kırılma noktası şunlardır: 1. Karbon yakalama ve dönüştürme: Karbonun yakalanarak yakıt ya da kimyasallara çevrilmesi, emisyonları azaltmak ve döngüsel ekonomiyi güçlendirmek açısından kritik. Modüler sistemlerin entegrasyonu, sektörü iklim pozitif hale getirebilir. 2. Yenilenebilir enerji entegrasyonu: Güneş ve biyokütle gibi kaynakların sanayi süreçlerine dahil edilmesi, fosil yakıtların yerini alarak doğrudan emisyon azaltımı sağlayacak. Yüksek sıcaklık gerektiren uygulamalarda güneş enerjisi ve yeşil hidrojen ön plana çıkacak. 3. Yapay zekâ destekli dijital iklim ikizleri: Prosesleri anlık izleyerek enerji, verimlilik ve emisyon yönetimini optimize eden bu sistemler, üretim ve çevresel kontrolü dijitalleştirecek. Bu dönüşüm sürecinde Türkiye’nin yalnızca teknoloji kullanıcısı değil, aynı zamanda bilgi ve çözüm geliştiren bir aktör olması gerekiyor. Bunu sağlamak için sanayi ve bilimsel araştırma arasındaki bağlar güçlendirilmeli, disiplinler arası iş birlikleri ve finansal destek mekanizmaları artırılmalıdır. Her zaman söylüyorum, yarının ithalatçısı olmamak için bugünün Ar-Ge’cisi olmak gerekiyor!

TTGV e-bültenine katılmak ve
bizden haberdar olmak için
kayıt olabilirsiniz.